Hafızayı Onarmak ve Gecikmiş Bir Adalet Arayışı
Bu soylu sorumluluğun bir gereği olarak, yakın tarihimizin en büyük trajedilerinden ve haksızlıklarından birini aydınlatmak, çarpıtılmış ideolojik tarih anlatısını düzeltmek adına çok anlamlı bir buluşmaya imza attık. Diyanet-Sen olarak organizasyonunu üstlendiğimiz “Hafızayı Onarmak: Şehadetinin 100. Yılında İskilipli Atıf Efendi” panelimizi büyük bir vakar ve adalet arayışıyla gerçekleştirdik.
Bundan tam 100 yıl önce zulmen darağacına çekilen İskilipli Atıf Efendi, sadece geçmişin bir figürü değil; çağının önde gelen müderrisi, aydını, alimi ve en önemlisi aksiyonerlerinden biriydi. O; Sebilürreşad ve Beyanü’l Hak gibi bütün Osmanlı coğrafyasında büyük bir dikkatle takip edilen dönemin en önemli mecralarında kalemiyle cihat eden bir fikir işçisiydi. Dahası, bugün yürüttüğümüz kamu görevlileri sendikacılığının tarihi bir öncülü sayılan Cemiyet-i Müderrisin’in kurucuları arasında yer alıyordu.
Atıf Hoca, iddia edilenlerin aksine, İstiklal Harbi’ne destek olmak için gençleri örgütleyen, işgale karşı her platformda dik duruş sergileyen katıksız bir vatanseverdi. Ülkede giderek yaygınlaşan, hatta devlet eliyle dayatılan Frenk mukallitliğine –yani körü körüne batılılaşma rüzgarına– karşı bu milletin inanç değerlerini, medeniyetini, örf ve geleneğini canı pahasına savunan bir kaleydi. Çağına şahitlik ediyor, gördüğü yanlışlar karşısında sesini ve sözünü yükseltiyordu. O, bugünkü aydınların çoğunluğuyla kıyaslanamayacak kadar çok yönlü bir münevverdi.
Bu yıl, bu büyük şahsiyetin şehadetinin yüzüncü seneyi devriyesi. Biz de Diyanet-Sen olarak bu vesileyle İskilipli Atıf Efendi’yi anmak, anlamak, onun etrafına örülmüş o karanlık tarihi aydınlatmak, yapılan tahrifat ve tahribatı onarmak istedik. Bu amaçla programımızın konseptini “Hafızayı Onarmak” olarak belirledik.
Onarmak; yok saymak, üstünü örtmek ya da intikam peşinde koşmak demek değildir. Tam tersine; kırılmış, incinmiş, eksilmiş ve gasp edilmiş olanı fark edip yeniden ait olduğu yere koymaya çalışmaktır. Bu panel asırlık bir haksızlığa karşı yükseltilen gecikmiş bir adalet arayışıdır. İskilipli Atıf Efendi’nin şahsında, aslında kendi tarihimizle, toplumsal hafızamızla yüzleşmenin imkânını arıdık.
Paneli gerçekleştirmek için Ulucanlar Cezaevi’ni seçmiş olmamız da tesadüf değildir; tamamen bu yüzleşme niyetimizin bir parçasıdır. Çünkü Atıf Hoca, Ankara’da o meşum yargılama sürecini yaşarken bir dönem bu cezaevinin soğuk duvarları arasında tutuldu.
“Hafızayı Onarmak” diyoruz, çünkü İskilipli Atıf Efendi ile ilgili tarihi gerçekler hunharca çarpıtılmış, tahrif ve tahrip edilmiştir. Sadece canına değil, asıl önemlisi itibarına da kasteden sözde bir mahkemenin verdiği kararla bu vatanın öz evladı vatan haini ilan edilmiş, tarih ters yüz edilmiştir.
Soruyorum sizlere: Bir insan yazdığı bir kitap yüzünden idam edilir mi? Onu katlettiler, çünkü yazdığı kitapla batılılaşma çılgınlığına ayna tutmuştu. Oysa o kitap, Şapka Kanunu’ndan en az bir buçuk yıl önce basılmış ve yasal olarak dağıtılmıştı. Kanunlar geriye doğru yürütülemeyeceği halde, bu cinayete yasal bir kılıf aradılar. Bu tutmayınca, başında bulunduğu Teali İslam Cemiyeti adına dağıtılan bir bildiriyi bahane ederek onu vatan hainliğiyle itham ettiler. Halbuki Atıf Hoca, o dönem yapılan bütün baskılara rağmen o bildiriye imza atmamış, aksine gazetelerde tekzip (yalanlama) yayınlatmıştı. Ancak hakikati duymak istemeyenlerin gözleri kör, kulakları sağırdı.
“Üç Aliler” diye bilinen, içlerinde tek bir hukukçu dahi bulunmayan o mahkeme heyeti ne bir soruşturmaya, ne bir delile ne de bir şahidin dinlenmesine izin verdi. Kararlar tamamen siyasiydi. Kararların temyizi yoktu, başvurulacak bir üst makam yoktu. O mahkemeler, devleti milletten korumak üzere kurulmuş birer infaz mekanizmasıydı. Atıf Efendi ise bu aziz milletin ta kendisiydi. Mahkeme heyeti apaçık gerçekliği yok sayarak hem Atıf Hoca’nın canına kıydı hem de itibarını lekelemeye çalıştı.
Bugün hâlâ birileri çıkıp bu ideolojik mahkemenin verdiği kararları tarihi birer vesika gibi önümüze koymaya cüret ediyor. Onlara buradan sormak istiyorum: Anadolu insanının o dönem, “Maznunun (sanığın) behemahâl idamına, şahidin ise bilahare dinlenmesine karar verildi” diye özetlediği o yargılama tiyatrosunda verilmiş kararları mı hakikat kabul edeceğiz? Yoksa gerçekleri, tarihin ideolojik hırslarla gizlenmiş, sansürlenmiş sayfalarında mı arayacağız?
Bizler, bu çarpıtılmış ideolojik tarih anlatısının ilanihaye devam edemeyeceğine, düzeltilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bunun için Diyanet-Sen olarak bugüne kadar merhumun şehadet yıldönümlerinde İskilip’te anmalar düzenledik, dualar ettik, O’nu milletimize hakikatler ışığında anlatmaya çalıştık. Düzenlediğimiz bu son paneli de tarihi bir çarpıtmayı düzeltmeye, onu bütün yönleriyle tanımaya, tanıtmaya ve hak ettiği iade-i itibarına kavuşturmaya yönelik tarihi bir adım olarak kurguladık.
Bu panelle sadece İskilipli Atıf Efendi'nin şahsını konuşmadık; aslında çok daha büyük bir meseleyi, bir döneme dair kolektif hafızayı prangaya vuran o tek tipçi tarih yazımını masaya yatırdık.
En büyük temennimiz ve duamız; bu gayretimizin hakikate ve adalete hizmet etmesi, ideolojik mülahazalarla tahrip ve tahrif edilmiş toplumsal hafızamızı onarmaya güçlü bir katkı sunmasıdır.
